Urartılar
döneminde açılan Semiramiş Kaya Tüneli günümüzde neden yok?
Tarihçiler
bize, Urartular’ın ilk kaya tünelini
Bitlis’e 10 km kala açtıklarını söyler. Kaya tüneli 1961 yılına kadar
kullanılmış. Tünelin uzunluğu 11-2 metre, yüksekliği 5-6 metre, genişliği ise 4-5
metre. Kürt tarihini yazan Şerif Han ve
Evliya Çelebi, yapıtlarında ‘tünelin bir kadın tarafından yaptırıldığını’
yazmışlardır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde konuyla ilgili şunları yazar:
6 Kasım 2013 Çarşamba
3 Kasım 2013 Pazar
Ermeniler ‘‘Güneş batıyor‘‘ demezler
Ragıp Zarakolu
Silivri'den selamlar. 3 yıllık bir anadil direnişi sonucu, Silivri'de Kürtçe yapılan savunmaların, uzman mütercimlerce yapılan savunmalarını dinlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Kimileri bunu gereksiz bir inatlaşma olarak algılıyordu. Bunun nasıl bir onur sorunu, nasıl bir kolonyalizmi aşma sorunu olduğu gözardı ediliyordu. Bu duruşmalarda, Kürt dostu olanların, Ayşe Berktay'ların"ez lıvırım" demeleri de, aslında bu zor gun dostlugunun kanıtlanması idi. 1991 de, ayrımcı infaz yasası uygulandığında yaşandığı gibi Kürt kardeşlerimiz yalnız bırakılmadı.
Silivri'den selamlar. 3 yıllık bir anadil direnişi sonucu, Silivri'de Kürtçe yapılan savunmaların, uzman mütercimlerce yapılan savunmalarını dinlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Kimileri bunu gereksiz bir inatlaşma olarak algılıyordu. Bunun nasıl bir onur sorunu, nasıl bir kolonyalizmi aşma sorunu olduğu gözardı ediliyordu. Bu duruşmalarda, Kürt dostu olanların, Ayşe Berktay'ların"ez lıvırım" demeleri de, aslında bu zor gun dostlugunun kanıtlanması idi. 1991 de, ayrımcı infaz yasası uygulandığında yaşandığı gibi Kürt kardeşlerimiz yalnız bırakılmadı.
2 Kasım 2013 Cumartesi
26 Ekim 2013 Cumartesi
İlhami Yazgan’ın 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni isimli kitabı yayınlandı.
Kitap, Hacı Bektaş Veli ve Bektaşiliğin, 19. Yüzyılda Almanya arşivlerinde bulunan kaynaklardaki yansımalarını ve Alman şarkiyatçı, araştırm...acı ve yazarların Bektaşiler, Tahtacı ve Kızılbaşlar hakkındaki görüşlerini irdelemektedir.
Dr. Georg Jakob’un 1908 yılında yayımladığı “Bektaşîlik Öğretisi Üzerine Denemeler” adlı çalışması Almanya’da önemli yapıtlar arasında sayılmaktadır. 120 yıl önce Dr. Edmund Naumann’ın Hacı Bektaş’a yapmış olduğu ziyaret ve bu ziyaret sebebiyle yazdığı makalesi Hacı Bektaş türbesindeki gözlemlerini kapsamaktadir. Yine Dr. Felix von Luschan’ın 1890 yılında yayımlanan “Tahtacılar” adlı makalesini içeren bölümde ise 1890’lı yıllarda Likya Bölgesi’nde yaşayan Tahtacılar, Bektaşîler, Yunanlılar, Ermeniler ve diğer halklardır.
Ayrıca Alman kaynakları tarama metodolojisi ile Alman literatüründe Bektaşî teması ile ilgili araştırmalarda kitaba konu edilmiştir. Batılı kaynaklardan alınmış gravür ve fotoğraflar ilgili bölümlere eklenerek okurun hayal gücü desteklenmek istenmiştir.
Kimi incelemeye, kimiyse doğrudan gözleme dayanan bu çalışmanın birçok öğretici ve aydınlatıcı belge sunması acısından önemli bir boşluğu dolduracak nitelikte olduğuna inanıyoruz.
La Kitap Yayınları
Çeviren ve Yayına Hazırlayan: İlhami Yazgan
Ankara 2013, 1. Baskı
ISBN 978-605-64294-0-8
Dr. Georg Jakob’un 1908 yılında yayımladığı “Bektaşîlik Öğretisi Üzerine Denemeler” adlı çalışması Almanya’da önemli yapıtlar arasında sayılmaktadır. 120 yıl önce Dr. Edmund Naumann’ın Hacı Bektaş’a yapmış olduğu ziyaret ve bu ziyaret sebebiyle yazdığı makalesi Hacı Bektaş türbesindeki gözlemlerini kapsamaktadir. Yine Dr. Felix von Luschan’ın 1890 yılında yayımlanan “Tahtacılar” adlı makalesini içeren bölümde ise 1890’lı yıllarda Likya Bölgesi’nde yaşayan Tahtacılar, Bektaşîler, Yunanlılar, Ermeniler ve diğer halklardır.
Ayrıca Alman kaynakları tarama metodolojisi ile Alman literatüründe Bektaşî teması ile ilgili araştırmalarda kitaba konu edilmiştir. Batılı kaynaklardan alınmış gravür ve fotoğraflar ilgili bölümlere eklenerek okurun hayal gücü desteklenmek istenmiştir.
Kimi incelemeye, kimiyse doğrudan gözleme dayanan bu çalışmanın birçok öğretici ve aydınlatıcı belge sunması acısından önemli bir boşluğu dolduracak nitelikte olduğuna inanıyoruz.
La Kitap Yayınları
Çeviren ve Yayına Hazırlayan: İlhami Yazgan
Ankara 2013, 1. Baskı
ISBN 978-605-64294-0-8
25 Ekim 2013 Cuma
19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşîlik Serüveni
Ali Haydar AVCI
Alevi tarihi
ve kültürü ağırlıkla sözlü geleneğe dayanmaktadır. Bu anlaşılabilir bir
durumdur. Çünkü konar-göçer gelenekten gelen toplumsal yapılanmaları ve bu
yapılanmanın ortaya çıkardığı düşünsel algıyla birlikte, bunun başta gelen önemli
sebeplerinden biri de, bu topluma karşı yüzyıllar boyunca kesintisiz süregelen
katliamların yanı sıra, yoğun bir şekilde yazılı kaynakların, belgelerin ve
kayıtların da yok edilmesidir. Öyle ki,
yakın dönemleri bir yana bırakalım, 16. yüzyılda bile Alevilikle -Osmanlı
yöneticilerinin deyimiyle Rafizlikle- ilgili kaynakların toplatılmasına ve imha
edilmesine ilişkin birçok hüküm ve ferman elimizde bulunmaktadır.2 Eylül 2013 Pazartesi
Vanlı Ermeniler Güneş batıyor demezler ‘‘Güneş göle geri dönüyor‘‘ derler
Van‘da yaşayan Ermeniler, Güneşin
gün sonunda geldiği yer olan Van Gölüne geri döndüğüne inanırlar. Van Gölüne
geri dönen Güneş, günün yorgunluğunu atmak için yıkanıp gölün zemininde köpükten
oluşmuş, kar beyazı, gül kızılı renklerin hakim olduğu tülbentlerle bezeli köpüklü
yatağında uykuya dalar. Ertesi gün tan yeri atmadan melekler tarafından
uyandırılır. Alev alev yanan elbiseleri meleklerin yardımıyla giydirilip yatağı düzeltilir. Kendine gelmesi için sunulan su ile yüzünü yıkamak istediğinde; dağlardan, vadilerden
çığ gibi kaynak sular fışkırır. Buna kulak kabartan kuş uykusundaki kuşlar, cıvıl
cıvıl ötmeye başlarlar. Doğunun doğusundaki yüksek dağlardan kopup gelen oniki
dev adam, ellerindeki parlak elevli çubuklarla kuşların çıvıltısında karlı
dağların doruklarına vurmaya başlarlar. Dev adamların bu hiddeti
Ermeniler ‘‘Güneş batıyor‘‘ demezler, Güneş anacığına geri dönüyor‘‘ derler.
Ermeniler Güneşi genç bir delikanlıya
da benzetilirler. İyi kalpli, yumuşak ruhlu bir delikanlı. Annesinin ise kötü
niyetli biri olduğuna inanılır. Anne, yumuşak
ruhlu oğlunun sarayında oturur. Saray ie Dünyanın en uzak bölgesinde, doğuda bulunur.
Orada ne siyah ne de beyaz tenli insanlar vardır. Kuşlar bile yaşamaz orada. Bu
saraya gitmeniz için ayaklarınızda demirden yapılmış ayakkabılar, elinizde de
bükülüp kırılmayan demir değnek gerekmektedir. Diyelim ki koyuldunuz yola. Demirden ayakkabılarınız yıprandığında,
elinizdeki değnek kırıldığında Güneşin sarayına ulaşırsınız ancak. Sarayın
hemen arkasında çok geniş bir alanda oniki ev vardır. Evler mermerden yapılmıştır.
İyi kalpli, yumuşak ruhlu Güneş her gün çıktığı yolculuk
14 Ağustos 2013 Çarşamba
Bitlis
Bir rivayete
göre Büyük İskender, Babil seferine çıkmadan önce
Bitlis isimli generaline, kendisinin gösterdigi bir yere, kendisi de dahil
olmak üzere kimsenin fethedemeyeceği bir
kale kurmasını emrederken şunları emreder: "Burada öyle bir kale inşa et
ki, benim gibi ünü Dünyaya yayılmış hükümdar bile bu kaleyi fethetmekte aciz kalsın."
Bunun
üzerine Bitlis, kısa zamanda kaleyi yapar. Büyük İskender, Babil seferinin
dönüşünde kale kapılarının kendisine kapalı
olduğunu görünce kaleyi kuşatmaya kalkar.
Kaleyi bir türlü ele geçiremeyen İskender, kuşatmadan vazgeçer ve dönüş
hazırlığına başlar. Bu sırada kapıların açılması emrini veren general Bitlis,
kalenin anahtarını Büyük İskender‘e verir.
Neden kendisini bu kadar uğrastırdığını soran Büyük İskender'in Bitlis'ten
aldığı yanıt şu olur: "Sizin verdiğiniz
emirler doğrultusunda kapıları açmadım."
13 Ağustos 2013 Salı
Yozgatlı bir Ermeni’nin ağzından Türk Halk Müziği
Konu: Yozgatlı bir Ermeni’nin ağzından Türk Halk Müziği
Yöre: Yozgat
Yıl: 1899
Derleyen: Hagop Thopdschian / Antepli / Ermeni
Düzenleyen Komitas Wartapet / Kütahyalı / Ermeni
Yayımlayan: Enno Littmann / Alman / 1899
2013 yılında yayımlayan İlhami Yazgan
7 Ağustos 2013 Çarşamba
100 Yıl Önce Kayıtlara Geçen Tahtacı Türküleri
Şarkiyatcı W. Heffening 1918 yılında Türkiye’de askeri
tercüman olarak göreve başlar. Görev
yeri Türkiye’nin Toros bölgesidir. Görevinden arta kalan zamanını bölgede
yaşayan Tahtacılar ile geçirir. Tahtacılardan dinlediği halk türkülerine aşık olur. Mersin’in Tarsus-Çamalan Köyü’nden Hacı
Ali ve Belen Köyü’nden Emir den dinlediği türküleri kaydetmeyi ihmal etmez. Heffening 1918’de tren raylarının kurulması
sırasında tanıştığı Tahtacılar’ın Karapınar Aşireti’ne bağlı olduklarını belirtir
ve derleği türküleri kaydederken oldukca zorluk çektiğini vurgular. Heffining
kaleme aldığı makalesine şöyle devam eder: ‘‘yol
yapımında çalışan ve güzel türkü söyleyen Tahtacılarn söyledikleri türküleri kaydetme talebime uzun
bir süre ayak dirediler. Ben de bunun üzerine akşamları oturduğumuz eteşin
çevresinde söyledikleri türküleri bir
akşam onlara hissettirmeden kaydettim. Ertesi günü birlikte çalıştığım bir Türk
arkadaş yanlış yazdığım kelimelerin düzelttisini yaptı. Listede bulunan 4 ve 5’inci nolu türküleri
Adana bölgesinde yaşayan Tahtacılardan dinleyip kaydettim. Altı numaralı türkü
oldukça melankolik. Bu türküyü dinlerken hüzünlenmemek mümkün değil.‘‘ 27 Temmuz 2013 Cumartesi
Tahtacılar'ın saç modelleri
Bir süredir „19. Yüzyılda Alman Şarkiyatcıların Bektaşilik
Serüveni“ başlıklı kitap üzerinde çalışıyorum. (bak: http://almankaynaklarindabektasilik.blogspot.de/
) Kitabın bir bölümü 1880 yılında Likya Bölgesinde yaşayan Tahtacılar üzerinde
araştırmalar yapmış olan şarkiyatcı Felix
von Luschan’a ayrıldı. Luschan,
araştırma ve gözlemlerinin yanı sıra bölgede yaşayan Tahtacılar’ın kafatası ölçümlerini
almak için erkeklerin ön va yan profilden fotoğraflarını çekmiş. Luschan’ın bir antroplog olduğunu bu
arada vurgulamak gerekir.
25 Haziran 2013 Salı
Yasaklı Bir Bektaşi Masalı
| Mehmed Tevfik |


