6 Kasım 2013 Çarşamba

Bitlis`in Semiramiş Kaya Tüneli

Urartılar döneminde açılan Semiramiş Kaya Tüneli günümüzde neden yok?

Tarih
çiler bize,  Urartular’ın ilk kaya tünelini Bitlis’e 10 km kala açtıklarını söyler. Kaya tüneli 1961 yılına kadar kullanılmış. Tünelin uzunluğu 11-2 metre, yüksekliği 5-6 metre, genişliği ise 4-5 metre.  Kürt tarihini yazan Şerif Han ve Evliya Çelebi, yapıtlarında ‘tünelin bir kadın tarafından yaptırıldığını’ yazmışlardır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde konuyla ilgili şunları yazar:

3 Kasım 2013 Pazar

Ermeniler ‘‘Güneş batıyor‘‘ demezler

Ragıp Zarakolu

Silivri'den selamlar. 3 yıllık bir anadil direnişi sonucu, Silivri'de Kürtçe yapılan savunmaların, uzman mütercimlerce yapılan savunmalarını dinlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Kimileri bunu gereksiz bir inatlaşma olarak algılıyordu. Bunun nasıl bir onur sorunu, nasıl bir kolonyalizmi aşma sorunu olduğu gözardı ediliyordu. Bu duruşmalarda, Kürt dostu olanların, Ayşe Berktay'ların"ez lıvırım" demeleri de, aslında bu zor gun dostlugunun kanıtlanması idi. 1991 de, ayrımcı infaz yasası uygulandığında yaşandığı gibi Kürt kardeşlerimiz yalnız bırakılmadı.

Photographie - Kurde Zaza 1881


26 Ekim 2013 Cumartesi

İlhami Yazgan’ın 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni isimli kitabı yayınlandı.

Kitap, Hacı Bektaş Veli ve Bektaşiliğin, 19. Yüzyılda Almanya arşivlerinde bulunan kaynaklardaki yansımalarını ve Alman şarkiyatçı, araştırm...acı ve yazarların Bektaşiler, Tahtacı ve Kızılbaşlar hakkındaki görüşlerini irdelemektedir.
Dr. Georg Jakob’un 1908 yılında yayımladığı “Bektaşîlik Öğretisi Üzerine Denemeler” adlı çalışması Almanya’da önemli yapıtlar arasında sayılmaktadır. 120 yıl önce Dr. Edmund Naumann’ın Hacı Bektaş’a yapmış olduğu ziyaret ve bu ziyaret sebebiyle yazdığı makalesi Hacı Bektaş türbesindeki gözlemlerini kapsamaktadir. Yine Dr. Felix von Luschan’ın 1890 yılında yayımlanan “Tahtacılar” adlı makalesini içeren bölümde ise 1890’lı yıllarda Likya Bölgesi’nde yaşayan Tahtacılar, Bektaşîler, Yunanlılar, Ermeniler ve diğer halklardır.
Ayrıca Alman kaynakları tarama metodolojisi ile Alman literatüründe Bektaşî teması ile ilgili araştırmalarda kitaba konu edilmiştir. Batılı kaynaklardan alınmış gravür ve fotoğraflar ilgili bölümlere eklenerek okurun hayal gücü desteklenmek istenmiştir.
Kimi incelemeye, kimiyse doğrudan gözleme dayanan bu çalışmanın birçok öğretici ve aydınlatıcı belge sunması acısından önemli bir boşluğu dolduracak nitelikte olduğuna inanıyoruz.

La Kitap Yayınları
Çeviren ve Yayına Hazırlayan: İlhami Yazgan
Ankara 2013, 1. Baskı
ISBN 978-605-64294-0-8

25 Ekim 2013 Cuma

19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşîlik Serüveni


Ali Haydar AVCI
Alevi tarihi ve kültürü ağırlıkla sözlü geleneğe dayanmaktadır. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü konar-göçer gelenekten gelen toplumsal yapılanmaları ve bu yapılanmanın ortaya çıkardığı düşünsel algıyla birlikte, bunun başta gelen önemli sebeplerinden biri de, bu topluma karşı yüzyıllar boyunca kesintisiz süregelen katliamların yanı sıra, yoğun bir şekilde yazılı kaynakların, belgelerin ve kayıtların da yok edilmesidir.  Öyle ki, yakın dönemleri bir yana bırakalım, 16. yüzyılda bile Alevilikle -Osmanlı yöneticilerinin deyimiyle Rafizlikle- ilgili kaynakların toplatılmasına ve imha edilmesine ilişkin birçok hüküm ve ferman elimizde bulunmaktadır.

 

2 Eylül 2013 Pazartesi

Vanlı Ermeniler Güneş batıyor demezler ‘‘Güneş göle geri dönüyor‘‘ derler

Van‘da yaşayan Ermeniler, Güneşin gün sonunda geldiği yer olan Van Gölüne geri döndüğüne inanırlar. Van Gölüne geri dönen Güneş, günün yorgunluğunu atmak için yıkanıp gölün zemininde köpükten oluşmuş, kar beyazı, gül kızılı renklerin hakim olduğu tülbentlerle bezeli köpüklü yatağında uykuya dalar. Ertesi gün tan yeri atmadan melekler tarafından uyandırılır. Alev alev yanan elbiseleri meleklerin yardımıyla giydirilip  yatağı düzeltilir.  Kendine gelmesi için sunulan su ile  yüzünü yıkamak istediğinde; dağlardan, vadilerden çığ gibi kaynak sular fışkırır. Buna kulak kabartan kuş uykusundaki kuşlar, cıvıl cıvıl ötmeye başlarlar. Doğunun doğusundaki yüksek dağlardan kopup gelen oniki dev adam, ellerindeki parlak elevli çubuklarla kuşların çıvıltısında karlı dağların doruklarına vurmaya başlarlar. Dev adamların bu hiddeti

Ermeniler ‘‘Güneş batıyor‘‘ demezler, Güneş anacığına geri dönüyor‘‘ derler.

Ermeniler Güneşi  genç bir delikanlıya da benzetilirler. İyi kalpli, yumuşak ruhlu bir delikanlı. Annesinin ise kötü niyetli biri olduğuna inanılır.  Anne, yumuşak ruhlu oğlunun sarayında oturur. Saray ie Dünyanın en uzak bölgesinde, doğuda bulunur. Orada ne siyah ne de beyaz tenli insanlar vardır. Kuşlar bile yaşamaz orada. Bu saraya gitmeniz için ayaklarınızda demirden yapılmış ayakkabılar, elinizde de bükülüp kırılmayan demir değnek gerekmektedir. Diyelim ki koyuldunuz yola.  Demirden ayakkabılarınız yıprandığında, elinizdeki değnek kırıldığında Güneşin sarayına ulaşırsınız ancak. Sarayın hemen arkasında çok geniş bir alanda oniki ev vardır. Evler mermerden yapılmıştır. İyi kalpli, yumuşak ruhlu Güneş her gün çıktığı yolculuk

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Bitlis

Bir rivayete göre Büyük İskender, Babil seferine çıkmadan önce Bitlis isimli generaline, kendisinin gösterdigi bir yere, kendisi de dahil olmak üzere kimsenin  fethedemeyeceği bir kale kurmasını emrederken şunları emreder: "Burada öyle bir kale inşa et ki, benim gibi ünü Dünyaya yayılmış hükümdar bile bu kaleyi fethetmekte aciz kalsın."

 
Bunun üzerine Bitlis, kısa zamanda kaleyi yapar. Büyük İskender, Babil seferinin dönüşünde kale kapılarının kendisine kapalı olduğunu görünce kaleyi kuşatmaya kalkar. Kaleyi bir türlü ele geçiremeyen İskender, kuşatmadan vazgeçer ve dönüş hazırlığına başlar. Bu sırada kapıların açılması emrini veren general Bitlis, kalenin anahtarını Büyük İskender‘e verir. Neden kendisini bu kadar uğrastırdığını soran Büyük İskender'in Bitlis'ten aldığı yanıt şu olur: "Sizin verdiğiniz emirler doğrultusunda kapıları açmadım."

13 Ağustos 2013 Salı

Yozgatlı bir Ermeni’nin ağzından Türk Halk Müziği













Konu:                                               Yozgatlı bir Ermeni’nin ağzından  Türk Halk Müziği
Yöre:                                                Yozgat
Yıl:                                                    1899
Derleyen:                                        Hagop Thopdschian / Antepli / Ermeni
Düzenleyen                                     Komitas Wartapet / Kütahyalı / Ermeni
Yayımlayan:                                    Enno Littmann / Alman / 1899
2013 yılında yayımlayan              İlhami Yazgan

7 Ağustos 2013 Çarşamba

100 Yıl Önce Kayıtlara Geçen Tahtacı Türküleri


Şarkiyatcı W. Heffening 1918 yılında Türkiye’de askeri tercüman olarak göreve başlar.  Görev yeri Türkiye’nin Toros bölgesidir. Görevinden arta kalan zamanını bölgede yaşayan Tahtacılar ile geçirir. Tahtacılardan dinlediği halk türkülerine  aşık olur. Mersin’in Tarsus-Çamalan Köyü’nden Hacı Ali ve Belen Köyü’nden Emir den dinlediği türküleri kaydetmeyi ihmal etmez.  Heffening 1918’de tren raylarının kurulması sırasında tanıştığı Tahtacılar’ın Karapınar Aşireti’ne bağlı olduklarını belirtir ve derleği türküleri kaydederken oldukca zorluk çektiğini vurgular. Heffining kaleme aldığı makalesine şöyle devam eder: ‘‘yol yapımında çalışan ve güzel türkü söyleyen Tahtacılarn  söyledikleri türküleri kaydetme talebime uzun bir süre ayak dirediler. Ben de bunun üzerine akşamları oturduğumuz eteşin çevresinde söyledikleri türküleri  bir akşam onlara hissettirmeden kaydettim. Ertesi günü birlikte çalıştığım bir Türk arkadaş yanlış yazdığım kelimelerin düzelttisini yaptı.  Listede bulunan 4 ve 5’inci nolu türküleri Adana bölgesinde yaşayan Tahtacılardan dinleyip kaydettim. Altı numaralı türkü oldukça melankolik. Bu türküyü dinlerken hüzünlenmemek mümkün değil.‘‘    

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Tahtacılar'ın saç modelleri

Bir süredir „19. Yüzyılda Alman Şarkiyatcıların Bektaşilik Serüveni“ başlıklı kitap üzerinde çalışıyorum.  (bak: http://almankaynaklarindabektasilik.blogspot.de/ ) Kitabın bir bölümü 1880 yılında Likya Bölgesinde yaşayan Tahtacılar üzerinde araştırmalar yapmış olan şarkiyatcı Felix von Luschan’a ayrıldı. Luschan, araştırma ve gözlemlerinin yanı sıra bölgede yaşayan Tahtacılar’ın kafatası ölçümlerini almak için erkeklerin ön va yan profilden fotoğraflarını çekmiş. Luschan’ın bir antroplog olduğunu bu arada vurgulamak gerekir.

25 Haziran 2013 Salı

Yasaklı Bir Bektaşi Masalı

Mehmed Tevfik
19 yüzyılda Alman Dr. George Jacob’un önemli çalışmalarından biri de "Türkische Bibliothek" adlı kitap serisinde  yayımladığı bir Bektaşi masalıdır. Bu masal, 1880‘li yıllarında İstanbul’da gazetecilik yapmış olan ‘‘Çaylak‘‘[1] lakaplı Mehmed Tevfik tarafından yazılmıştır[2].  Bektaşi folkloru bakımından oldukça önemli olan bu masal sözlü kaynaktan dinlenerek derlenmiş. 1911 yılında Dr. Thedor Menzil tarafından Almanca çevirisi yapılan ’’Bir Masal Kahramanı’’ adlı bu Bektaşi masalı; Kumkapı Meyhanelerine dadanan bir vatandaşın başından geçen olayları anlatmakta. Masal, olayın kahramanı, ailesi ve ailesinin çevresinde kimlerin olduğunu, bu kişilerin birbirleriyle olan münasebetlerini, olayın geçtiği Kumkapı Meyhaneleri ile birlikte İstanbul’un diğer meyhaneleri hakkında bilgiler vermekte. Masalı okumaya başladığınızda, masal kahramanının akşamları birlikte demlendiği esnaf arkadaşlarını, Bektaşi Dergahı’ndaki dervişleri, derğahın fizikî, sosyal durumu, olayın geçtiği zamanı, 40 gün çekilen cefanın boyutu olmak üzere masalın bağlamı hakkında önemli bilgiler edinmek mümkün.