İstanbul’un ruhu, bazen Çemberlitaş’ın dar sokaklarında, bazen de bir dost meclisinin samimi buğusunda saklıdır. Şeyh Bedreddin’in makamı, sadece taşın ve toprağın buluştuğu bir nokta değil; adaletin, kardeşliğin ve "yarın yanağından gayrı her şeyde ortaklık" diyebilmenin yüzyıllara meydan okuyan fısıltısıdır.
4 Mayıs 2026 Pazartesi
Toprağın Sırrı ve Bir Vefa Nişanesi: Bedreddin Müritleri’nin Ceviz Mucizesi
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Bektaşilik Bir İnanç mı, Yoksa Siyasi Bir Kurgu mu?
H.H. Schaeder’in 1928 yılında Orientalistische Literaturzeitung’da yayımlanan "Zur Stifterlegende der Bektaschis" (Bektaşilerin Kurucu Efsanesi Üzerine) adlı makalesi, bu gizemi aralamak adına atılmış en cesur metodolojik adımlardan biri olarak kabul edilir. Bu çalışma, bir yandan Vilâyetnâme gibi efsanevi metinlerin içindeki tarihsel şifreleri çözerken; diğer yandan tarikatın doğuşu ve kurumsallaşma süreci üzerine dönemin dev alimleri arasında süregelen o meşhur akademik kavgaya hakemlik eder.
Akademik Bir Yol Ayrımı
Jacob’un "Kurgusu" ve Köprülü’nün "Miras" Savunusu
Makalenin ana ekseni, Alman şarkiyatçı Georg Jacob ile Türk tarihçiliğinin öncü ismi Fuad Köprülü arasındaki paradigma farkıdır. 1928 yılında H.H. Schaeder, bu iki dev alimin tartışmasına bir "hakem" gibi müdahale ederek, o dönem yayımlanan Vilâyetnâme üzerine sarsıcı bir analiz sunar.
Georg Jacob, Bektaşiliği 16. yüzyıla ait bir "kurgu" olarak değerlendirir. Jacob'un tezine göre; 1200'lerde yaşayan Hacı Bektaş sadece sıradan ve yalnız bir derviştir. Bugün bildiğimiz disiplinli, hiyerarşisi net ve kuralları belirli Bektaşilik ise aslında 1500’lerin başında Balım Sultan tarafından tasarlanmıştır. Jacob’un mantığı oldukça sadedir: "Eğer bir yapının kuralları, rütbeleri ve kıyafet yönetmeliği 1500’lerde ortaya çıkmışsa, o tarikat o tarihte kurulmuş demektir." Jacob’a göre Balım Sultan, dağınık derviş gruplarını bir araya getirerek onlara bir nizam vermiş; Osmanlı Devleti de bu yeni yapıyı Yeniçeri Ocağı...
Makalenin tamamını PDF olarak görüntülemek için alttaki linki tıklayınız
https://drive.google.com/file/d/1WO16hAUrb1SIY6AvQJPz6UiQlAgAiLfN/view?usp=sharing
12 Nisan 2026 Pazar
IV - Bir Türk Kurtarıcı - Johannes Scherr - 1871 Leipzig (Çeviri: İlhami YAZGAN)
Sakız Adası'nın tam karşısında,
Anadolu ana karası güney ve kuzeye doğru çatallanan tuhaf şekilli Karaburun
Yarımadası olarak denize uzanır. Dev bir yumurta şeklindeki kuzey ucu, İzmir
Körfezi'nin batı sınırını çizer. Kütlenin merkezinde, Türklerin Karaburun,
15. yüzyıl Yunanlarının ise Stylarios dediği o sarp, uçurumlu
ve ormanlık dağ sırası göğe yükselir.
Bu dağlık coğrafya, Türk
tarihinin en unutulmaz sahnelerinden birine ev sahipliği yapmıştır. Kültür
tarihi açısından bakıldığında bu olay, Osmanlı’nın o uzun ve dehşet dolu
tarihindeki pek çok ünlü devlet hamlesinden çok daha büyük bir öneme sahiptir.
III - Bir Türk Kurtarıcı - Johannes Scherr - 1871 Leipzig (Çeviri: İlhami YAZGAN)
"Her tür hayalperesti otuzuncu yılında çarmıha gerin!
Dünyayı bir kez tanıdı mı, aldatılan kişi bir düzenbaza dönüşür."
— Goethe
1.
Acı ve haz, keder ve sevinç...
İnsan hayatı denilen o büyük yanılsama, en mutlu haliyle bile bu iki uç
arasında savrulup durur. Çünkü en mutlu insan bile, yeryüzündeki varoluşun
getirdiği o ağır kötülük payından kaçamaz. Bu laneti görmezden gelmek, hatta
onu bir lütuf gibi sunmak sadece bir göz boyamadır; nitekim dünya tarihi, bu
zavallı yalanın çürütülmesinden ibarettir.
II - Johannes Scherr Kimdir? (Ilhami YAZGAN)
Johannes Scherr (1817–1886), 19. yüzyıl Alman düşünce dünyasının en özgün, keskin dilli ve çok yönlü figürlerinden biridir. Hem akademik bir tarihçi hem de ödün vermez bir demokrat olarak tanınan Scherr, hayatı boyunca her türlü dogmaya ve baskıya karşı savaş açmıştır.
1848 Devrimi’nin ateşli bir
savunucusu olan Scherr, Württemberg Eyalet Meclisi’nde milletvekilliği yaparak
demokratik bir Almanya idealini savundu. Ancak devrimin başarısızlığa
uğramasıyla "vatan haini" ilan edilerek 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu mahkûmiyetten kurtulmak için İsviçre’ye kaçtı ve burada akademik kariyerine
odaklanarak Zürih Politeknik Üniversitesi’nde tarih profesörlüğüne yükseldi.
Sürgünde bile kalemini bir silah gibi kullanmaya devam ederek döneminin en
saygın profesör ve yayıncılarından biri oldu.
I - Johannes Scherr’in Kaleminden Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa (İlhami YAZGAN)
1871’de Leipzig’de yayımlanan Bir Türk Kurtarıcı (Ein türkischer Heiland) adlı metin, 19. yüzyılın en üretken, aykırı ve entelektüel tarihçilerinden biri olan Johannes Scherr tarafından kaleme alınmış derinlikli bir tarihsel analizdir. Scherr, yalnızca akademik sınırlarla kısıtlı kalmış bir tarihçi değil, aynı zamanda Alman edebiyatının keskin dilli, tavizsiz bir kültür eleştirmeni ve hiciv ustası olarak tanınır. Onu dönemdaşlarından ayıran en temel özellik, 1848 devrimlerinin ateşli atmosferine bizzat katılmış, kendisini "radikal demokrat" olarak tanımlamış olmasıdır.
İki Farklı Bakış, Tek Bir İsyan
Barikatlardaki devrimci geçmişi,
onun Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa gibi "alt tabaka isyanlarına"
yönelik bakış açısını, sorgulanması gereken özgün bir noktaya taşır. Scherr’in
anlatısında iki zıt kutup aynı anda varlık gösterir: Bir yanda halkın çektiği
derin sefaleti, maruz kaldığı adaletsizliği ve "moral anarşi"
içindeki çırpınışlarını iliklerine kadar hisseden bir devrimcinin duyarlılığı;
diğer yanda ise kitlelerin kontrolsüz fanatizminden, mucizelere olan körü
körüne inancından ve toplumsal yapıları yerle bir eden yıkıcı enerjisinden
dehşete düşen, düzen meraklısı bir muhafazakarın soğukkanlılığı sezilir. Bu
paradoksal yaklaşım Scherr’in kalemini hem sarsıcı hem de son derece analitik
kılar. O, isyanın kalbindeki insancıl özü görürken, aynı zamanda bu özün nasıl
bir kaosa dönüşebileceğini usta bir tarihçi titizliğiyle gözler önüne serer.
6 Nisan 2026 Pazartesi
Küllerden Tohuma: Bir Yazarın Kendini Keşif Yolculuğu
Yıllar, sayfaların arasından süzülüp geçen rüzgârlar gibidir; bazen dindirir, bazen derinlerdeki tozları havalandırır. Bir kitabımın mürekkebi henüz kurumuşken, Karadeniz Ereğli’nin yerel gazetesinde hakkımda çıkan bir tanıtım yazısını okuduğumda hissettiğim şaşkınlık dün gibi tazedir. O toprakların evladıydım evet; ama sesimin o kıyılara nasıl ulaştığını, bu zarif elin sahibinin kim olduğunu o an kestirememiştim. Bu güzel sürprizin kaynağını sorma akıllılığını ise o günün heyecanına feda etmiştim.
13 Ocak 2026 Salı
Nil‘ in Kuş Yuvası ve Çizim Süreci
Minik bir yüreğin fırçasından dökülen naif çizgiler, bazen sözcüklerin kifayetsiz kaldığı duyguların tercümanı olur. Elinizdeki "Kuş Yuvası ve Çizim Süreci" başlıklı metin ve ona eşlik eden dört görsel, yedi yaşındaki (Nil) bir sanatçının iç dünyasındaki fırtınaları ve dinginliğe ulaşma serüvenini, kağıdın ve kalemin dilinden bizlere aktaran edebi bir öyküdür.
Yaratıcılığın Zincirlenişi: İlk Fırça Darbeleri
Yolculuğun başlangıcında, ince bir kağıdın kırılgan yüzeyine
düşen ilk çizgi, bir hayal kırıklığının habercisidir. Kuş
kafesi niyetine çizilen figür, kağıt kalitesinin yetersizliği ve kalem
uçlarının zedelemesi yüzünden sanatçısının beklentilerini
karşılayamaz. Bu durum, tıpkı bir şairin dilsiz harflerle boğuşması gibi, minik
ressamın kendini tam manasıyla ifade edemediği, yetersiz materyallerin
kanatlarını kırdığı bir anı simgeler.
2 Haziran 1967: Şah'ın Ziyareti, Almanya'nın Kaybettiği Masumiyet
2 Haziran 1967 akşamı, Batı Berlin'deki Deutsche Oper'in önü, sadece bir Mozart operasına ev sahipliği yapmıyordu; aynı zamanda Alman tarihinin en karanlık perdelerinden birinin açılışına sahne oluyordu. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Farah Pehlevi`nin ziyaretine karşı barışçıl bir şekilde protesto yapan kalabalığın içinden sessiz bir öğrenci, 26 yaşındaki Benno Ohnesorg, bir polis kurşunuyla yere yığıldı. O an çekilen ve kanlar içindeki Ohnesorg'u gösteren ikonik fotoğraf, sadece bir ölümün değil, aynı zamanda Alman gençliğinin bir "masumiyetini kaybetme" anının simgesi oldu. Benno Ohnesorg, dünyası şiir ve babalık beklentisi olan sessiz bir pasifist, bir edebiyat öğrencisiydi. Ancak 2 Haziran 1967'de, Berlin sokaklarında İran Şahı'na karşı düzenlenen bir protesto sırasında, kader onu bir polis kurşunu şeklinde buldu.
30 Aralık 2025 Salı
„Musa Dağın'da Kırk Gün“ Romanı Ekseninde "Fikri Mülkiyet" ve "Tarihsel Tanıklık" Gerilimi
Makale, Franz Werfel'in "Musa Dağı'nda Kırk
Gün" romanı ekseninde Armin T. Wegner ile Werfel
arasındaki "fikri mülkiyet" ve "tarihsel tanıklık"
gerilimini çok katmanlı bir perspektiften incelemektedir.
Makalenin ana hatları şunlardır:
- Çatışmanın
Temeli: Werfel'in 1933 yılında yayımlanan romanı, 1915'teki Musa
Dağı direnişinin gerçek hikayesine dayanmaktadır. Wegner, bu olayların
birinci elden tanığı ve belgeleyicisi (fotoğrafçı) olarak, konunun
"manevi hak sahibi" olduğunu iddia etmiş; Werfel'i ise
"masa başında", başkalarının (kısmen Wegner'in) belgelerinden
yola çıkarak bir "kurgu" üretmekle suçlamıştır.
- Wegner'in
Konumu: Wegner, Alman ordusunda sıhhiye subayıyken Ermeni
tehcirine tanıklık etmiş, gizli fotoğraflar çekmiş ve gördüklerini dünyaya
duyurmayı amaçlamıştır. Hayatı boyunca tamamlayamadığı "Ermeni
Projesi" üzerinde çalışmış ve Werfel'in bu konuyu işlemesini emeğinin
gaspı olarak görmüştür.
- Werfel'in
Yaklaşımı: Werfel, romanı 1930'da Şam'da gördüğü Ermeni mülteci
çocuklardan etkilenerek yazmaya karar vermiştir. Amacı, konuyu evrensel
bir direniş destanına dönüştürmek ve yükselen Nazizm tehlikesine karşı bir
uyarıda bulunmaktı. Werfel, sanatın otonomisi kavramını savunarak,
malzemenin kendisini seçtiğini belirtmiştir.
- Tarihsel
Yankılar: Roman, yayımlandıktan sonra uluslararası bir başarı
elde etmiş, Naziler tarafından yasaklanmış ve Türkiye'de diplomatik krize
yol açmıştır. Ayrıca, hukukçu Raphael Lemkin'in "soykırım"
(genocide) terimini kavramsallaştırmasında önemli bir entelektüel pusula
görevi görmüştür.
- Sonuç: Makale, Wegner'in belgeleri ve Werfel'in kurgusunun, aslında birbirini tamamlayan iki kutup olduğunu ve her ikisinin de bu insanlık dramının unutulmamasını sağladığını belirtir.
28 Haziran 2025 Cumartesi
Köln Belediye Başkan Adayı Berivan Aymaz ve Kölner Klüngel
“Kölner Klüngel” terimi, "akraba kayırmacılığı" veya "eş-dost kayırmacılığı" olarak bilinen sistemi ifade eder.
Herkes Köln'deki “Klüngel”i bilir. Almanya genelinde de tanınır. Çoğunlukla medya tarafından Köln'de yerel siyasetteki skandallar ve yolsuzluklar ekseninde sıkça kullanılır.
1 Şubat 2025 Cumartesi
'Kızıl Milyarder'i Türkçeye çeviren İlhami Yazgan ile söyleşi
Günümüze kadar yayımlanmış 10 kitabı bulunan Avrupa Postası'nın düzenli köşe yazarlarından İlhami Yazgan'ın Türkçeye çevirdiği 'Kızıl Milyarder' kitabı üzerine yaptığımız bir söyleşiye yer veriyoruz.
Merhaba, yeni kitabınız için sizi kutluyoruz. Okuyanı bol olsun. Kaleminize yüreğinize sağlık. Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıması adına, kendinizden bahseder misiniz?
Emek ve alınterinin şehri Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimini Karadeniz Ereğli’de tamamladım. 1970’li yıllarda devrimci gençlik hareketinin içinde yer aldım. 1979 yılında Almanya’ya yerleştim ve Köln Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun oldum. 1990 yılından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde araştırma ve inceleme yazıları yayınlıyorum. Alman arşivlerinde yaptığım araştırmalardan yola çıkarak Anadolu’ya özgü inanç ve kültür kaynaklarını yazı ve kitaplarıyla bilince çıkartmaya çalışıyorum. Franz Babinger, Leopold Schefer ve Felix von Luschan, Georg Jacob gibi bilim dünyasınca bilinen Alman oryantalistlerin çalışmalarını Türkçe’ye kazandırdım.
İlhami Yazgan: kayıp ruhların peşinde bir arkeolog yazar - Tirej Nıştıman
Kayıp zamanların izinde bir yazar. (’Kayıp Zamanın İzinde’, Marcel Proust’un eseri yüzyılımızın önemli yapıtlarından birisi. 1900’ler kayıp ruhlar masalı bir kitap, aynı sürüm İlhami Yazgan’ın kitabı ile bir kere daha Che 1960’larda ve intikamını 1970’lerde alan Monika Ertl ile yeniden günyüzüne çıkıyor.) Sayısız araştırma ve yazıların yanı sıra çevirileri ve eserleri var. Franz Babinger, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin. Leopold Schefer, Güneşin Altında Çarmıha Gerilenler Börklüce Mustafa. Kamuran Ali Bedirxan, Kürdistan Kartalı Yado. Felix Von Luschan, 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni. Çevirdiği kitaplar.









