10 Temmuz 2026 Cuma
İstanbul’un Kültürel ve Dini Mozaiği
8 Temmuz 2026 Çarşamba
Türk ve Orta Doğu Toplumlarında Kadercilik
Milletlerin tarihsel süreç içinde geliştirdiği karakter özellikleri, sadece sosyal yaşamlarını değil, siyasi kaderlerini ve egemen güçlerle olan ilişkilerini de şekillendirir. Doğu toplumları, özellikle de Türk ve Orta Doğu halkları söz konusu olduğunda, Batılı gözlemcilerin dikkatini çeken en baskın ve karakteristik özelliklerin başında "kadercilik" (fatalizm) ve buna bağlı gelişen tevekkül anlayışı gelir. İngiliz askeri cerrah William Wittman’ın 1799-1801 yılları arasında Osmanlı coğrafyasındaki gözlemlerini aktardığı “Reisen nach der Türkei, Klein-Asien, Syrien und Aegypten” (1805) adlı eseri, bu karakteristik yapıyı bir laboratuvar titizliğiyle inceler. Bir tıp doktorunun rasyonel merceğinden bakıldığında, Türk ve Orta Doğu insanındaki kadercilik anlayışı sıradan bir dini inanç olmanın ötesinde; bireyin ölümle, hastalıkla ve otoriteyle kurduğu bağı belirleyen ontolojik bir karakter kodudur. Ve bu kod, dün olduğu gibi bugün de kitleleri yönlendirmek isteyen muktedirler için en elverişli toplumsal manipülasyon enstrümanıdır.
5 Temmuz 2026 Pazar
Serez'den Paris'e Uzanan Adalet: 1840'ların Alman Basınında Şeyh Bedreddin ve Bağımsız Yargı
Biz burada hüküm veririz, ama hizmet etmeyiz!
İnsanlık tarihi, egemen düzenlerin karşısına dikilen ortak mülkiyet ve adalet arayışlarının kayıtlarıyla doludur. 19. yüzyılın ortalarında, Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin yarattığı derin sınıfsal uçurumlar ve vahşi kapitalizm, kitleleri yeni bir arayışa –modern komünizm ve sosyalizm fikirlerine– itiyordu. Dönemin Alman entelektüelleri ve basını ise bu yeni "çağ sorusunu" (Zeitfrage) anlamlandırmak için yüzlerini Doğu’ya ve tarihin tozlu sayfalarına çevirmişlerdi.Bu arayışın en çarpıcı örneklerinden biri, 1840'lar Alman basınında yayınlanan ve 1420 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda patlak veren Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanını konu alan makaledir. Bu metin, sadece tarihsel bir kronik sunmakla kalmaz; dönemin popüler edebiyatı ve evrensel hukuk ilkeleri üzerinden derin bir sistem eleştirisi yapar.Gazetenin Künyesi, Tarihi ve Yayın BağlamıMetnin içeriği, bu makalenin 1840’lı yıllarda (büyük olasılıkla 1844-1848 yılları arasında, yani Vormärz dönemi olarak bilinen Mart 1848 Devrimi öncesinde) Almanya veya Avusturya’da yayınlanan liberal-ilerici bir gazetede yer aldığını açıkça göstermektedir.[1]
27 Haziran 2026 Cumartesi
Tarihin değişmeyen propaganda çarkı: 1535 basın broşürlerinden günümüz Alman medyasına
15 Mayıs 1535 tarihinde İtalya’da kaleme alınıp jet hızıyla Almancaya tercüme edilen kışkırtıcı bir haber broşürü, Avrupa sokaklarında adeta kapış kapış satılıyordu. Büyük puntolarla basılan manşet tek kelimeyle şok ediciydi: “Muazzam Türk ordusu, Pers ülkesinde Safevi şahı tarafından haritadan silindi!”
Basın broşürü; Kanuni Sultan Süleyman’ın savaşı kaybettiğini, hazinesinin yağmalandığını, hatta İstanbul’daki hareminden getirilen kadınların ve saray hademelerinin Tebriz’de esir düştüğünü iddia ediyor; arkasına da öldürülen hayali paşaların uydurma bir zayiat listesini ekliyordu. Ancak bu sansasyonel yayının arkasında devasa bir gerçeği gizleme çabası, yani tarihin ilk ve en organize "yalan haber" (fake news) operasyonlarından biri yatıyordu.
“Hayırlı Olay” (Vaka-i Hayriye) Yalanı ve Bektaşiliğin Tasfiyesi
XVI. yüzyıldan itibaren Sünnilik inancının Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî ideolojisine dönüşmesi ve XVII. yüzyılın sonlarından itibaren Nakşibendiliğin iktidarda hâkim tarikat olarak etkinlik kazanması, imparatorlukta yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Bu süreçte, tüm askerî güçlerine ve "kapıkulu" statülerine rağmen Osmanlı merkez yönetimiyle uzlaşmayan Yeniçeri Ocağı'nın tasfiye edilmesi; Bektaşi babalarıyla birlikte binlerce mensubunun katledilmesi tesadüf değildir. Resmî tarihe "Vaka-i Hayriye" (Hayırlı Olay) olarak geçen bu kırılma, aslında uzun yıllara yayılan devlet odaklı bir planlamanın neticesidir. Bu plan doğrultusunda, Yeniçeriler tasfiye edildiği gibi sayıları 700 civarında olduğu belirtilen ve büyük bir ekonomik güce ulaşan Bektaşi tekkeleri de ortadan kaldırılmış; mal varlıkları ise Nakşibendi tarikatlarının kullanımına sunulmuştur. Tekkelerle birlikte başta Bektaşi babaları olmak üzere binlerce Bektaşi ve bu inanca yakınlık duyan kişi katledilmiştir.
Rejimler Değişir, Çıraklar Kalır: Pabuççu Ahmed'den Gürsel Tekin'e
Bugün size, aralarında tam iki asır bulunan, dekorları ve ideolojileri tamamen farklı; ancak sosyolojik genetiği birebir aynı olan iki portreyi, 1826'nın Pabuççu Ahmed'i ile 2000'lerin Gürsel Tekin'ini anlatacağım. Ve en önemlisi, "omza dokunan o el"in iki asırlık sırrını...
4 Haziran 2026 Perşembe
Kılıçdaroğlu, AKP’nin "Mehdisi" mi?
Alman şarkiyatçı Erika Glassen, 1971 yılında yayımladığı “Schah Ismä'il, ein Mahdi der anatolischen Turkmenen?” başlıklı makalesiyle yerleşik tarih anlayışını kökten sarsmıştır.
Glassen, Safevi Devleti'nin kuruluşunu sadece askerî bir başarı olarak görmez. Bu süreci, Anadolu Türkmenlerinin sosyo-ekonomik krizler sonucu geliştirdiği “Mehdi” beklentisi üzerinden okur. Makale; Şah İsmail'i, Şii fıkhından ziyade baskıcı düzene karşı ilahi adaleti tesis edecek karizmatik bir kurtarıcı (Mehdi) olarak gören Türkmen kolektif psikolojisini analiz eder. Yazar, bu çalışmasında India Office Library'deki ünik bir Farsça yazmaya dayanır. Böylece Anadolu'daki heterodoks inanç yapısının tarihsel süreçteki sürekliliğini ve kültürel kodlarını ortaya koymayı hedefler.
Adolf Dirr’in Tanıklığıyla Tahtacı Yetimi Elif’in Savaş Trajedisi
| Yetim Ermeni Kızları |
I. Dünya Savaşı yıllarında Alman İmparatorluğu’nun Doğu’daki en büyük lojistik ve kültür projesi olan Bağdat Demiryolu şantiyelerinde, akıcı Türkçesi ve Doğu dilleri uzmanlığıyla resmi görevler üstlenen Dirr; bu kez akademik kimliğinin çok ötesine geçerek, Alman kamuoyunun karşısına kalbini burkan insani bir tanıklıkla çıkmıştır. Müellif, bu edebi-etnografik öyküyle savaşı kuru askeri raporlardan sıyırıp, tifüs salgınında anasını babasını kaybetmiş dört yaşındaki göçebe bir Tahtacı yetimi olan Elif’in trajedisi üzerinden tasvir eder.
13 Mayıs 2026 Çarşamba
Tarihin İzinde Bir Araştırmacı: İlhami Yazgan ve Eserleri - PDF iNDiR
Araştırmacı-yazar İlhami Yazgan, resmi tarihin gölgesinde kalmış figürleri ve toplumsal bellekleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Çalışmaları, özgün araştırmalar ve Almancadan yaptığı tarihsel çeviriler olmak üzere iki ana eksende toplanır.
Monika Ertl - Che'nin İntikamını Alan Kadın
Verlag: Ceylan Yayınları
Seitenanzahl: 119 Seiten [1]
Bolivya halkına yaşamını adayan Alman devrimci Monika Ertl'in hayatını ve mücadelesini konu alan bu araştırma-inceleme kitabı, Che Guevara ve İnti Peredo'nun katledilmesinin ardından Hamburg'da gerçekleştirilen intikam eylemini odak noktasına almaktadır. Eser, tarihi belgeler ve edebi bir dille "kaybolmuş bellekleri" gün yüzüne çıkararak halk düşmanlarına karşı yürütülen bu amansız direnişi derinlemesine inceler
Tarihin Akışında Kürtler
Yazar: İlhami Yazgan Yayınevi: Zer Verlag
İlhami Yazgan'ın titiz araştırmaları sonucunda kaleme aldığı bu eser, Kürt halkının tarih sahnesindeki yerini, toplumsal dönüşümlerini ve kültürel kimliğini nesnel bir yaklaşımla ele almaktadır. Kitap; Batılı seyahatnameler, oryantalistlerin raporları ve arşiv belgeleri gibi zengin kaynakları referans alarak, geçmişten günümüze uzanan tarihsel süreci kapsamlı bir sosyo-politik analizle okuyucuya sunar.
Kürdistan Kartalı Yado
Çevirmen: İlhami Yazgan
Kamiran Alî Bedirxan ve Herbert Oertel tarafından ortaklaşa kaleme alınan ve ilk olarak 1937 yılında Almanya'da yayımlanan bu eser, Kürt direniş tarihinde cesaret ve yiğitliğin simgesi haline gelmiş olan Yado (Yadin Paşa) karakterini ve onun etrafında gelişen olayları bir roman denemesiyle aktarmaktadır.
Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin
Çevirmen: İlhami Yazgan
Yayınevi: La Kitap
Alman tarihçi Franz Babinger'in kaleme aldığı bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı figürlerinden biri olan Şeyh Bedreddin'i ve onun öncülük ettiği toplumsal başkaldırıyı inceler. Kitap, hareketin tarihsel, siyasal ve inançsal kökenlerine ışık tutarken, dönemin Anadolu ve Balkanlar coğrafyasındaki sosyo-politik yapıyı derinlemesine analiz eder.









