17 Haziran 2014 Salı

25 Yıl TÜDAY – BiR GECENiN ARDINDAN

3 Ay Önce. Yer: TÜDAY-Almanya/Türkiye İnsan Hakları Bürosu-Köln:


Gecenin görev dağılımı yapılıyor. Payıma düşen görevler: 

25 yıl önce kurulan TÜDAY'ın 25. yılını, 8-10 dakikalık bir sinevizyonla anlatmak. İkinci görevim ise yurt dışında yaşayan yazarların geceye katılımı sağlamak. İmzaları ile insan haklarına destek vermeleri ve okuyucularıyla buluşturmak. Yurt dışında yaşayan yazarların bu girişime destek vereceklerini biliyorum. Ama yazarlara ulaşmak gerek. İlk temasım Selma Metin ile oluyor. Heyacanlanıyor Selma. Hemen işe koyulup yazarların bir listesini gönderiyor. Liste karşılıklı gidip geldikten sonra yazarları teker teker arayıp insan hakları mücadelesinde TÜDAY’ın yanında olmalarını, kitap ve imzaları ile destek vermelerini istiyorum. Büyük bir bölümü tereddütsüz evet diyor, gelemeyenler, Türkiye’de olanlar derin üzüntülerini aktarıyor.

"İnsan hakları ihlalleri hep olacak. Son yıllarda daha da azgınlaştı. Siz yazarlara sürekli ihtiyaç var. O nedenle bir sonraki etkinlikte görüşmek üzere" diye üzüntülerini kabul ediyorum.

Desteklerinden dolayı Selma’ya kocaman TEŞEKKÜRLERiMi iletiyorum.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Anadolu Devriminin Dede Sultan'ı Börklüce Mustafa / Kitap Tanıtımı

İlk romanı „Aşkın Hünkarı Hacı Bektaş Veli / Şehdiz“ ile dikkatleri üzerine çeken Avukat Kemel Derin`in Destek Yayınları`ndan çıkan „Anadolu Devriminin Dede Sultan´ı Börklüce Mustafa“ romanını okudum bir solukta. Sonra bir kenara bıraktım. Konuyu az çok vakıf olduğum için romandan bir süre uzaklaşmanın doğru olacağına karar verdim. Roman da olsa okurken bolca not düşmüştüm kitabın sayfaları arasına.

Notların doğrultusunda tanıtım yazısını yazmanın zamanı geldi. Aradan 3-4 hafta geçti. Araya fazla zaman girmeden romanın sayfalarını tekrar karıştıralım. Bakalım neler çıkacak.
Kemel Derin´ile kısa bir süre önce facebook üzerinden sanal arkadaşlık kurmuştum. Romanı ilgilimi çekmişti. Türkiyeye gittiğimde kitabı satın aldım. D&R`lerde kitabı bulmak mümkün. Bulunmaz ise her kitapcıdan hemen ısmarlanıp bir kaç gün içinde gelmesi sağlanır.

25 Mart 2014 Salı

Güzeller güzeli Despina

 Sırp kralı Çüraç Brankoviç  Dünya`lar güzeli kızı Despina`yı  Osmanlı sarayına gönderdiğinde Despina daha 14 yasındaydı.

Mara Despina, II. Murat`dan hamile kalıp, -Osmanlı tarihçileri bunu kabul etmezler,  Fatih Sultan Mehmet`i Dünya`ya getirmiştir.

Osmanlı tarih yazıcıları buna karşın, Fatih`in annesininin Sinop hakimi İsfendiyar Bey`in kızı Alime Hatun olduğunu iddia ederler.

Yeni yetme tarihçiler de bu tezi savunurlar. Olay İslamcı zihniyetten kaynaklanmakta. Bu zihniyet Osmanlı padişah analarının yabancı uyruklu olmalarından her zaman rahatsızlık duymuştur. Bunu içlerine sindiremezler ve gerçeği çarpıtıp, İslami kılıflar arayıp, İslama yamamaya çalışırlar.

12 Mart 2014 Çarşamba

Konstantinople'nin Fethi

Bu aralar  ’’Konstantinople’nin Fethi’’ adlı ilginç bir kitap okuyorum.  Dr. A. D. Mortmann tarafından 1858 yılında yazılmış. Kitabı çekici olan yönü orijinal kaynakların kullanılmış olması.

 Mortmann, 1800’lerin ilk  çeyreğinde 10 yılını İstanbul’da geçirmiş.

Şehri çok iyi tanıyan şarkiyatcı. Bir İstanbul aşığı!

10 yıllık süre zarfında araştırma yapmış. Kaynak toplamış.

Fetihle ilgili anlatılan efsanelere kulak kabartmış.

Topografik veriler toplamış. 

 

6 Şubat 2014 Perşembe

Kitap Tanıtımı / Şah Kalender İsyanı


1891-1967 yılları arasında yaşamış olan Alman Franz Babinger, Osmanlı tarihini terzyüz etmesiyle bilinir.

Fatih Sultan Mehmed için ‘eşcinsel‘  eğilimleri vardı diye yazan Babinger, Türk tarihçileri tarafından sevilmez. Nefret söylemi ile anılır. Eserlerinden batılı tarihçiler değil, Türk tarihçiler de yoğun alıntılar yaparlar.                 

Eserleri bilimselik arzeder. Öğle pek çürütülecek cinsten değildir tezleri.
Baba tezlerdir yani.                        
                                                                                                             
İlginç bir kişiliği vardır. Pek ele avuca sığmaz!                                                                                                                                                        
Türkiye’de gönüllü askerlik yapmıştır mesela.                                                                                                                                       
Osmanlı ordusu için Çanakkale, Kafkasya ve Irak cephelerinde bulunmuştur.                                                         

7 Ocak 2014 Salı

Âdi Bir Türk Köylüsü


Nazım, Bursa Cezaevinde yatarken Mehemmed Şerefeddin’in[1] Şehy Bedreddin üzerine yazdığı kitabını okuyor.

O bölüm şöyle:  

‘‘Darülfünün İlâhiyat Fakültesi tarihi kelâm müderrisi Mehemmed Şerefeddin Efendinin 1925-1341 senesinde Evkafı İslâmiye Matbaasında basılan ‘‘Simavne Kadısı oğlu Bedreddin‘‘ isimli risalesini okuyordum. Risalenin altmış beşinci sayfasına gelmiştim. Cenevizlilere sırkâtip olarak hizmet eden Dukas, tarihi kelâm müderrisinin bu altmış beşinci sayfasında diyordu ki: ‘‘O zamanlarda İyonyen körfezi medhalinde kâin ve avam lisanında Stilaryum - Karaburun tesmiye edilen dağlık bir memlekette ‘‘âdi bir Türk köylüsü‘‘ meydana çıktı.‘‘

18 Aralık 2013 Çarşamba

Her Şey Gözlem Altında

Uzun yıllardır Almanya’da yaşamını sürdüren Köln’lü yazar A. Kadir Konuk’un 2013 Temmuzunda Belge Yayımları’ndan çıkan ’’Her Şey Kontrol Altında’’ romanı ’’Dünyanın en masum çocuklarına’’ adanmış. Konuk’un değimiyle, Dünyanın en masum çocuklarına geçmeden önce kitabın görseliyle başlayalım istiyorum. Kitabın mizanpajını ilk gördüğümde, ’’Ana karnındaki bir bebeğin embriyonal dönemini anlatan bir kitap mı acaba?’’ diye kendi kendime sormadan edemedim. Ön kapakta kullanılan resme biraz daha dikkatli bakıldığında, resmin bir otisti simgelediğini rahatlıkla anlayabiliyor insan. Yani, roman içeriğine uygun bir kapak resmi seçilmiş. Arka kapakta ise Konuk’un en sevdiği vesikalık resmi kullanılmış. Konuk, bu vesikalık resmin mutlaka kullanılmasında ya çok ısrarlı davranmiş, ya da yayın evinin elinin altında günümüz tanımıyla biyometerik bir vesikalık resmi yok! Çünkü bildiğim kadaryla Konuk, geçmişte bu resmi kitaplarında sürekli kullanmıştı. Yazarımız Konuk’a buradan duyurulur; artık bu resme aşina olduk, yeni kitaplarınla birlikte senden yeni biyometerik özelliği olan vesikalık fotoğraf bekliyoruz.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Bitlis`in Semiramiş Kaya Tüneli

Urartılar döneminde açılan Semiramiş Kaya Tüneli günümüzde neden yok?

Tarih
çiler bize,  Urartular’ın ilk kaya tünelini Bitlis’e 10 km kala açtıklarını söyler. Kaya tüneli 1961 yılına kadar kullanılmış. Tünelin uzunluğu 11-2 metre, yüksekliği 5-6 metre, genişliği ise 4-5 metre.  Kürt tarihini yazan Şerif Han ve Evliya Çelebi, yapıtlarında ‘tünelin bir kadın tarafından yaptırıldığını’ yazmışlardır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde konuyla ilgili şunları yazar:

3 Kasım 2013 Pazar

Ermeniler ‘‘Güneş batıyor‘‘ demezler

Ragıp Zarakolu

Silivri'den selamlar. 3 yıllık bir anadil direnişi sonucu, Silivri'de Kürtçe yapılan savunmaların, uzman mütercimlerce yapılan savunmalarını dinlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Kimileri bunu gereksiz bir inatlaşma olarak algılıyordu. Bunun nasıl bir onur sorunu, nasıl bir kolonyalizmi aşma sorunu olduğu gözardı ediliyordu. Bu duruşmalarda, Kürt dostu olanların, Ayşe Berktay'ların"ez lıvırım" demeleri de, aslında bu zor gun dostlugunun kanıtlanması idi. 1991 de, ayrımcı infaz yasası uygulandığında yaşandığı gibi Kürt kardeşlerimiz yalnız bırakılmadı.

Photographie - Kurde Zaza 1881


26 Ekim 2013 Cumartesi

İlhami Yazgan’ın 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni isimli kitabı yayınlandı.

Kitap, Hacı Bektaş Veli ve Bektaşiliğin, 19. Yüzyılda Almanya arşivlerinde bulunan kaynaklardaki yansımalarını ve Alman şarkiyatçı, araştırm...acı ve yazarların Bektaşiler, Tahtacı ve Kızılbaşlar hakkındaki görüşlerini irdelemektedir.
Dr. Georg Jakob’un 1908 yılında yayımladığı “Bektaşîlik Öğretisi Üzerine Denemeler” adlı çalışması Almanya’da önemli yapıtlar arasında sayılmaktadır. 120 yıl önce Dr. Edmund Naumann’ın Hacı Bektaş’a yapmış olduğu ziyaret ve bu ziyaret sebebiyle yazdığı makalesi Hacı Bektaş türbesindeki gözlemlerini kapsamaktadir. Yine Dr. Felix von Luschan’ın 1890 yılında yayımlanan “Tahtacılar” adlı makalesini içeren bölümde ise 1890’lı yıllarda Likya Bölgesi’nde yaşayan Tahtacılar, Bektaşîler, Yunanlılar, Ermeniler ve diğer halklardır.
Ayrıca Alman kaynakları tarama metodolojisi ile Alman literatüründe Bektaşî teması ile ilgili araştırmalarda kitaba konu edilmiştir. Batılı kaynaklardan alınmış gravür ve fotoğraflar ilgili bölümlere eklenerek okurun hayal gücü desteklenmek istenmiştir.
Kimi incelemeye, kimiyse doğrudan gözleme dayanan bu çalışmanın birçok öğretici ve aydınlatıcı belge sunması acısından önemli bir boşluğu dolduracak nitelikte olduğuna inanıyoruz.

La Kitap Yayınları
Çeviren ve Yayına Hazırlayan: İlhami Yazgan
Ankara 2013, 1. Baskı
ISBN 978-605-64294-0-8

25 Ekim 2013 Cuma

19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşîlik Serüveni


Ali Haydar AVCI
Alevi tarihi ve kültürü ağırlıkla sözlü geleneğe dayanmaktadır. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü konar-göçer gelenekten gelen toplumsal yapılanmaları ve bu yapılanmanın ortaya çıkardığı düşünsel algıyla birlikte, bunun başta gelen önemli sebeplerinden biri de, bu topluma karşı yüzyıllar boyunca kesintisiz süregelen katliamların yanı sıra, yoğun bir şekilde yazılı kaynakların, belgelerin ve kayıtların da yok edilmesidir.  Öyle ki, yakın dönemleri bir yana bırakalım, 16. yüzyılda bile Alevilikle -Osmanlı yöneticilerinin deyimiyle Rafizlikle- ilgili kaynakların toplatılmasına ve imha edilmesine ilişkin birçok hüküm ve ferman elimizde bulunmaktadır.