11 Temmuz 2026 Cumartesi

🌹 ANKARA’NIN KAYIP MANASTIRINDA BİR ALMAN ROMANTİĞİ: LEOPOLD SCHEFER VE "ENGÜRÜ'DE" ŞİİRİ 🌹

Herkese merhaba, bugün sizi 19. yüzyılın başlarına, o dönemki adıyla Engürü, yani bugünün Ankara’sına küçük bir zaman yolculuğuna çıkarmak istiyorum. 🚀

Alman şair ve müzisyen Leopold Schefer, 1843 yılında yayımladığı "Vigilien" (Geceden Sesleniş) adlı eserinde Anadolu gezisinden ilham alan çok özel şiirlere yer verir. Bu şiirlerden en büyüleyici olanı ise şüphesiz bizi doğrudan başkentin unutulmuş bir tarihi mirasına götüren "In Engürü (Angora)" şiiridir.


Şair, Ankara ziyareti sırasında bugünkü Keçiören/Etlik sırtlarında yer alan, fakat ne yazık ki günümüze binaları ulaşamayan o meşhur Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana / Garmir Vank / Kırmızı Manastır) bahçesinde güller ve çiçekler arasında otururken kaleme alır bu dizeleri. Tarihsel kaynaklar bu köklü manastırın etrafının meşhur Etlik bağları ve meyve ağaçlarıyla dolu huzurlu bir vaha olduğunu söyler.

İşte batılı bir romantik dehanın gözünden Ankara manastırında geçen o derin, mistik ve aşk dolu dizelerin Türkçe tercümesi:


Engürü'de (Ankara‘da)

Ermeni kızları, o gencecik rahibeler, ulaştırdılar bana
Çiçeklerin ortasında oturduğum o manastır bahçesinde
Aşka dair ehemmiyetli şeyler fısıldayan bir yaprağı;
(Aşkın aleyhine değil, lehine); hani vaktiyle kanatlı bir çocuk,
Bir melek söylemişçesine —kesinlikle bizzat dostumuz Eros’tur o,
Ki kendisi şüphe yok ki toy bir delikanlıdır . . . öteki ise hiçtir;
Zira ne kadın olmayı beceren ne de erkek, insanoğlunun nazarında bir hiçtir,
Velev ki arsızca yakıştırsın kendine tüm tanrıların adını!
Huşu ve derin bir hürmetle okudum o kadim yazıyı,
O esnada o kızların gözleri üzerimde parıldıyordu;
Ve göklerin o kutsal gürlemesi altında, usulca fısıldadım onlara
Kendi ana dillerindeki o ebedi hakikati, yani şunu:
„Gençlik elden kaçar gider; güzellik ise ondan da tez uçar.“

İşte o an, yüzleri pembeleşerek önlerine, kucaklarına baktılar.
Ve o taze baharın bana bahşedemediği ne varsa, o parlak şimşek verdi;
Hani o kelamın bağrından bir bulut gibi boşalan o şimşek:
İçlerinden en güzeli öptü o yaprağı ve göğsünün üstünde sakladı;
Zira tanrılar, onun kalbine sarsılmaz bir mühür vurmuştu çoktan.


💡 ŞİİRİN BİZE ANLATTIĞI DERİN GERÇEK NE?


Leopold Schefer bu şiirinde aslında sadece Ankara'daki yerel bir manastır manzarasını betimlemiyor; katı dini dogmalara ve hayatı ıskalayan sahte kutsallıklara meydan okuyor.

Genç rahibelerin dünyadan elini eteğini çekerek aşkı ve yaşamı yok saymasını, bir nevi "cinsiyetsizleşme ve hiçleşme" olarak yorumluyor. Ona göre gerçek insan olmak; sevmekle, hissetmekle ve bu hayatın fani doğasını kucaklamakla mümkündür. Gök gürültülü o mistik Ankara akşamında kızlara hayatın en çıplak gerçeğini hatırlatıyor: "Gençlik ve güzellik gelgeçtir, zamanı durduramazsınız."

Şiirin sonunda içlerinden en güzelinin o aşk mektubunu öpüp göğsüne saklaması, doğanın ve aşkın kanununun manastırın o soğuk kurallarına karşı kazandığı sanatsal zaferi simgeliyor.

Ankara'nın o çorak ama bağlarıyla ünlü Etlik tepelerinde, bir zamanlar böyle evrensel edebi fırtınaların koptuğunu bilmek ve Ankara'nın kayıp bir mirasını şiirle yad etmek gerçekten çok etkileyici...

Hiç yorum yok: