Johannes Scherr (1817–1886), 19. yüzyıl Alman düşünce dünyasının en özgün, keskin dilli ve çok yönlü figürlerinden biridir. Hem akademik bir tarihçi hem de ödün vermez bir demokrat olarak tanınan Scherr, hayatı boyunca her türlü dogmaya ve baskıya karşı savaş açmıştır.
1848 Devrimi’nin ateşli bir
savunucusu olan Scherr, Württemberg Eyalet Meclisi’nde milletvekilliği yaparak
demokratik bir Almanya idealini savundu. Ancak devrimin başarısızlığa
uğramasıyla "vatan haini" ilan edilerek 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu mahkûmiyetten kurtulmak için İsviçre’ye kaçtı ve burada akademik kariyerine
odaklanarak Zürih Politeknik Üniversitesi’nde tarih profesörlüğüne yükseldi.
Sürgünde bile kalemini bir silah gibi kullanmaya devam ederek döneminin en
saygın profesör ve yayıncılarından biri oldu.
Scherr’in düşünce dünyasının
temelini, her türlü fanatizme duyduğu derin nefret oluşturur. O, hem dindar
Hristiyanları (Siyahlar) hem de yükselen komünistleri (Kızıllar) "ruh
kardeşi" olarak görür. Ona göre her iki grup da kendi dogmalarını birer
din gibi vaaz eden "papazvari" bir zihniyete sahiptir. Katoliklerin
Roma’ya (Papalık) olan bağlılığını vatanseverliğe bir engel olarak görürken;
sosyalistlerin "insanın doğuştan iyi olduğu" yönündeki Rousseau’cu
inancını ise gerçeklikten kopuk bir hayalperestlik olarak niteler. Scherr için
bu ideolojik fanatizmler, insan zihnini esir alan ve toplumu
"piesacken" (canından bezdiren) modern **"iblisler"**dir
(Dämonen).
Scherr’in 1871 tarihli "Ein
türkischer Heiland" (Bir Türk Kurtarıcı) adlı denemesi, bu
rasyonalist duruşun en çarpıcı örneklerinden biridir. Eserde Scherr,
toplumların kriz anlarında mantıklı çözümler üretmek yerine, mucizevi bir
"kurtarıcı" figürüne sığınma arzusunu derinlemesine eleştirir. Bu
"kurtarıcı" beklentisi, Scherr’e göre toplumun kendi sorumluluğundan
kaçışının ve düşünsel tembelliğinin bir dışavurumudur. İnsanlar, yapısal
sorunları çözmek için gereken zahmetli ve akılcı süreci göze almak yerine, her
şeyi bir çırpıda düzeltecek karizmatik bir öndere veya doğaüstü bir güce bel
bağlamayı tercih ederler.
Scherr için vatanseverlik
(Patriotismus) de bu bağlamda kutsal bir denge üzerine kurulmalıdır. O, vatan
sevgisinin ne kilisenin katı ve sorgulanamaz dogmalarına ne de o dönemde
yükselen sosyalizmin ütopik ve vaat dolu söylemlerine teslim edilmemesi gerektiğini
savunur. Scherr’e göre gerçek bir vatanseverlik, duygusal bir taşkınlık veya
bir ideolojiye körü körüne bağlılık değil; ayakları yere basan, rasyonel ve
gerçeklikten kopmayan bir bilinç halidir. Kilisenin ruhani prangaları ile
sosyalizmin teorik vaatleri arasında sıkışan bireyin, ancak gerçekliğin sert
ama dürüst aynasına bakarak özgürleşebileceğine inanır.
***


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder