12 Nisan 2026 Pazar

II - Johannes Scherr Kimdir? (Ilhami YAZGAN)

Johannes Scherr (1817–1886), 19. yüzyıl Alman düşünce dünyasının en özgün, keskin dilli ve çok yönlü figürlerinden biridir. Hem akademik bir tarihçi hem de ödün vermez bir demokrat olarak tanınan Scherr, hayatı boyunca her türlü dogmaya ve baskıya karşı savaş açmıştır.

1848 Devrimi’nin ateşli bir savunucusu olan Scherr, Württemberg Eyalet Meclisi’nde milletvekilliği yaparak demokratik bir Almanya idealini savundu. Ancak devrimin başarısızlığa uğramasıyla "vatan haini" ilan edilerek 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu mahkûmiyetten kurtulmak için İsviçre’ye kaçtı ve burada akademik kariyerine odaklanarak Zürih Politeknik Üniversitesi’nde tarih profesörlüğüne yükseldi. Sürgünde bile kalemini bir silah gibi kullanmaya devam ederek döneminin en saygın profesör ve yayıncılarından biri oldu.


Scherr’in düşünce dünyasının temelini, her türlü fanatizme duyduğu derin nefret oluşturur. O, hem dindar Hristiyanları (Siyahlar) hem de yükselen komünistleri (Kızıllar) "ruh kardeşi" olarak görür. Ona göre her iki grup da kendi dogmalarını birer din gibi vaaz eden "papazvari" bir zihniyete sahiptir. Katoliklerin Roma’ya (Papalık) olan bağlılığını vatanseverliğe bir engel olarak görürken; sosyalistlerin "insanın doğuştan iyi olduğu" yönündeki Rousseau’cu inancını ise gerçeklikten kopuk bir hayalperestlik olarak niteler. Scherr için bu ideolojik fanatizmler, insan zihnini esir alan ve toplumu "piesacken" (canından bezdiren) modern **"iblisler"**dir (Dämonen).

Geleneksel tarihçiliğin aksine, Scherr tarihi sadece savaşlar ve krallar üzerinden değil, halkın yaşam tarzı, gelenekleri ve sanatı üzerinden okumuştur. 1857’de kaleme aldığı Alman Kültür ve Adetler Tarihi (Deutsche Kultur- und Sittengeschichte), bu alanın temel başvuru kaynağı kabul edilir. O, toplumsal adaletsizliğe karşı yükselen isyanın insanlık kadar eski olduğunu savunur. Bu bağlamda, mitolojik Şeytan’ı "ilk sistem eleştirmeni", Kabil’i ise "tufan öncesi bir radikal devrimci" olarak tanımlayarak tarihe felsefi ve edebi bir derinlik katar.

Scherr’in 1871 tarihli "Ein türkischer Heiland" (Bir Türk Kurtarıcı) adlı denemesi, bu rasyonalist duruşun en çarpıcı örneklerinden biridir. Eserde Scherr, toplumların kriz anlarında mantıklı çözümler üretmek yerine, mucizevi bir "kurtarıcı" figürüne sığınma arzusunu derinlemesine eleştirir. Bu "kurtarıcı" beklentisi, Scherr’e göre toplumun kendi sorumluluğundan kaçışının ve düşünsel tembelliğinin bir dışavurumudur. İnsanlar, yapısal sorunları çözmek için gereken zahmetli ve akılcı süreci göze almak yerine, her şeyi bir çırpıda düzeltecek karizmatik bir öndere veya doğaüstü bir güce bel bağlamayı tercih ederler.

Scherr için vatanseverlik (Patriotismus) de bu bağlamda kutsal bir denge üzerine kurulmalıdır. O, vatan sevgisinin ne kilisenin katı ve sorgulanamaz dogmalarına ne de o dönemde yükselen sosyalizmin ütopik ve vaat dolu söylemlerine teslim edilmemesi gerektiğini savunur. Scherr’e göre gerçek bir vatanseverlik, duygusal bir taşkınlık veya bir ideolojiye körü körüne bağlılık değil; ayakları yere basan, rasyonel ve gerçeklikten kopmayan bir bilinç halidir. Kilisenin ruhani prangaları ile sosyalizmin teorik vaatleri arasında sıkışan bireyin, ancak gerçekliğin sert ama dürüst aynasına bakarak özgürleşebileceğine inanır.

***



Hiç yorum yok: