4 Mayıs 2026 Pazartesi

Toprağın Sırrı ve Bir Vefa Nişanesi: Bedreddin Müritleri’nin Ceviz Mucizesi

İstanbul’un ruhu, bazen Çemberlitaş’ın dar sokaklarında, bazen de bir dost meclisinin samimi buğusunda saklıdır. Şeyh Bedreddin’in makamı, sadece taşın ve toprağın buluştuğu bir nokta değil; adaletin, kardeşliğin ve "yarın yanağından gayrı her şeyde ortaklık" diyebilmenin yüzyıllara meydan okuyan fısıltısıdır.

Şehre her yol düştüğünde o eşiğe varmak, elleriyle mezarın tozunu silip süpürmek, aslında kendi vicdan aynasını parlatmak, ruhun kendi toprağını arındırmasıdır.Yıllar önce, o huzurlu temizlik anında yanınızda olan ve gönülden Bedreddin müritleri diye anılabilecek kadim dostlarla toprağı araladığınızda, karşınıza çıkan o iki ceviz sıradan birer meyve değildi.
O anın ve mekânın kutsiyetiyle birleşince, toprağın derinliklerinden uzanan bir elin, yüzyıllar öncesinden gelen bir tebessümün nişanesi gibiydiler. O gün orada, o cevizlerin varlığına bir ceviz mucizesi demekten başka bir açıklama aramadınız; çünkü gönül, rasyonalitenin soğuk duvarlarını yıkıp mananın sıcaklığına sığınmak isterdi.


İlhami Yazgan, Çetin Yılmaz ve Av. Mine ile paylaşılan o ceviz, sadece bir yemiş değil; vefanın, emanetin ve Serhat Özhan’a kadar uzanan bir dostluk köprüsünün harcıydı. Zaman, her gizemi kendi sabırlı ritmiyle çözer. Aradan geçen uzun yılların ardından, bugün balkonunuza dadanan o tatlı sincap, aslında yıllar öncesinin gizemini çözen zarif bir anahtar olarak çıkageldi.
Sincabın, en yumuşak toprağı bulup kış hazırlığı için cevizi gömme telaşını izlerken, o eski mucize yeni ve daha derin bir boyut kazandı. Doğanın bu küçük elçisi, aslında Bedreddin’in felsefesini sessizce kanıtlıyordu: Hayat, tüm canlılar arasında görünmez bağlarla örülü devasa ve ortak bir sofradır.
O gün mezarda bulunan cevizlerin bir sincabın kış hazırlığı olması, o mucizeyi eksiltmez; aksine, Şeyh’in mezarının sadece insanlara değil, doğanın en mahcup canlılarına bile nasıl bir sığınak ve bereket sofrası olduğunu göstererek daha da güzelleştirir. Bir sincabın emeğinin, bir müridin vefasıyla aynı toprakta buluşması, hayatın kendi başına ne büyük bir mucize olduğunun en somut kanıtıdır.


Şimdi o fotoğraflara baktığınızda; avuçlardaki cevizlerin içinde hem bir sincabın masumiyetini, hem de Bedreddin’in o hiç eskimeyen paylaşımcı ruhunu görüyorsunuz.

Ilhami YAZGAN - Köln 04.05.2026

Hiç yorum yok: