Makale, Franz Werfel'in "Musa Dağı'nda Kırk
Gün" romanı ekseninde Armin T. Wegner ile Werfel
arasındaki "fikri mülkiyet" ve "tarihsel tanıklık"
gerilimini çok katmanlı bir perspektiften incelemektedir.
Makalenin ana hatları şunlardır:
- Çatışmanın
Temeli: Werfel'in 1933 yılında yayımlanan romanı, 1915'teki Musa
Dağı direnişinin gerçek hikayesine dayanmaktadır. Wegner, bu olayların
birinci elden tanığı ve belgeleyicisi (fotoğrafçı) olarak, konunun
"manevi hak sahibi" olduğunu iddia etmiş; Werfel'i ise
"masa başında", başkalarının (kısmen Wegner'in) belgelerinden
yola çıkarak bir "kurgu" üretmekle suçlamıştır.
- Wegner'in
Konumu: Wegner, Alman ordusunda sıhhiye subayıyken Ermeni
tehcirine tanıklık etmiş, gizli fotoğraflar çekmiş ve gördüklerini dünyaya
duyurmayı amaçlamıştır. Hayatı boyunca tamamlayamadığı "Ermeni
Projesi" üzerinde çalışmış ve Werfel'in bu konuyu işlemesini emeğinin
gaspı olarak görmüştür.
- Werfel'in
Yaklaşımı: Werfel, romanı 1930'da Şam'da gördüğü Ermeni mülteci
çocuklardan etkilenerek yazmaya karar vermiştir. Amacı, konuyu evrensel
bir direniş destanına dönüştürmek ve yükselen Nazizm tehlikesine karşı bir
uyarıda bulunmaktı. Werfel, sanatın otonomisi kavramını savunarak,
malzemenin kendisini seçtiğini belirtmiştir.
- Tarihsel
Yankılar: Roman, yayımlandıktan sonra uluslararası bir başarı
elde etmiş, Naziler tarafından yasaklanmış ve Türkiye'de diplomatik krize
yol açmıştır. Ayrıca, hukukçu Raphael Lemkin'in "soykırım"
(genocide) terimini kavramsallaştırmasında önemli bir entelektüel pusula
görevi görmüştür.
- Sonuç: Makale, Wegner'in belgeleri ve Werfel'in kurgusunun, aslında birbirini tamamlayan iki kutup olduğunu ve her ikisinin de bu insanlık dramının unutulmamasını sağladığını belirtir.










