13 Ocak 2026 Salı

Nil‘ in Kuş Yuvası ve Çizim Süreci

Minik bir yüreğin fırçasından dökülen naif çizgiler, bazen sözcüklerin kifayetsiz kaldığı duyguların tercümanı olur. Elinizdeki "Kuş Yuvası ve Çizim Süreci" başlıklı metin ve ona eşlik eden dört görsel, yedi yaşındaki (Nil) bir sanatçının iç dünyasındaki fırtınaları ve dinginliğe ulaşma serüvenini, kağıdın ve kalemin dilinden bizlere aktaran edebi bir öyküdür.

Yaratıcılığın Zincirlenişi: İlk Fırça Darbeleri

Yolculuğun başlangıcında, ince bir kağıdın kırılgan yüzeyine düşen ilk çizgi, bir hayal kırıklığının habercisidir. Kuş kafesi niyetine çizilen figür, kağıt kalitesinin yetersizliği ve kalem uçlarının zedelemesi yüzünden sanatçısının beklentilerini karşılayamaz. Bu durum, tıpkı bir şairin dilsiz harflerle boğuşması gibi, minik ressamın kendini tam manasıyla ifade edemediği, yetersiz materyallerin kanatlarını kırdığı bir anı simgeler.


2 Haziran 1967: Şah'ın Ziyareti, Almanya'nın Kaybettiği Masumiyet

2 Haziran 1967 akşamı, Batı Berlin'deki Deutsche Oper'in önü, sadece bir Mozart operasına ev sahipliği yapmıyordu; aynı zamanda Alman tarihinin en karanlık perdelerinden birinin açılışına sahne oluyordu. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Farah Pehlevi`nin ziyaretine karşı barışçıl bir şekilde protesto yapan kalabalığın içinden sessiz bir öğrenci, 26 yaşındaki Benno Ohnesorg, bir polis kurşunuyla yere yığıldı.  O an çekilen ve kanlar içindeki Ohnesorg'u gösteren ikonik fotoğraf, sadece bir ölümün değil, aynı zamanda Alman gençliğinin bir "masumiyetini kaybetme" anının simgesi oldu.  Benno Ohnesorg, dünyası şiir ve babalık beklentisi olan sessiz bir pasifist, bir edebiyat öğrencisiydi. Ancak 2 Haziran 1967'de, Berlin sokaklarında İran Şahı'na karşı düzenlenen bir protesto sırasında, kader onu bir polis kurşunu şeklinde buldu.